Blog
ONLINE RANDEVU
Dr. Öğr. Üyesi Çağlar Jaicks
Sınav Kaygısı ile Nasıl Baş Edilir? Psikiyatristten Öneriler
Sınav dönemleri, öğrencilerin bilgi ve becerilerini değerlendirdikleri önemli süreçlerdir. Ancak bazı öğrenciler için sınavlar yalnızca akademik bir değerlendirme değil; yoğun stres, kaygı ve başarısızlık korkusunun da beraberinde geldiği zorlu bir deneyim haline gelebilir. Belirli bir düzeyde kaygı, dikkati artırarak performansı olumlu yönde etkileyebilir. Fakat kaygının yoğunluğu arttığında odaklanma güçlüğü, unutkanlık, uyku problemleri ve performans düşüklüğü gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Peki, sınav kaygısıyla baş etmek mümkün mü? Evet. Doğru yöntemler ve gerektiğinde uzman desteği ile sınav kaygısı yönetilebilir. Sınav Kaygısı Nedir? Sınav kaygısı, kişinin sınav öncesinde veya sınav sırasında başarısız olacağına dair yoğun endişe yaşaması sonucu ortaya çıkan bilişsel, duygusal ve fiziksel belirtilerin bütünüdür. Bu kaygı yalnızca sınav anını değil, hazırlık sürecini de olumsuz etkileyebilir. Kaygı yaşayan öğrenciler genellikle şu düşüncelere sahiptir: "Ya başarısız olursam?" "Ailem benden hayal kırıklığına uğrar." "Bu sınav hayatımı belirleyecek." "Yeterince iyi değilim." Bu düşünceler zamanla öğrencinin özgüvenini azaltabilir ve gerçek performansını ortaya koymasını engelleyebilir. Sınav Kaygısının Belirtileri Nelerdir? Sınav kaygısı her öğrencide farklı şekillerde görülebilir. En sık karşılaşılan belirtiler şunlardır: Kalp çarpıntısı Terleme ve titreme Mide bulantısı veya karın ağrısı Nefes almakta zorlanma hissi Dikkatini toplamada güçlük Öğrenilen bilgileri hatırlayamama Sürekli olumsuz senaryolar düşünme Uyku düzeninde bozulma Ders çalışmayı erteleme veya tamamen kaçınma Bu belirtiler günlük yaşamı ve akademik başarıyı belirgin şekilde etkiliyorsa profesyonel değerlendirme önemlidir. Sınav Kaygısıyla Baş Etmek İçin Neler Yapabilirsiniz? 1. Kaygınızı Bastırmaya Çalışmayın Kaygıyı tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak çoğu zaman kaygının daha da artmasına neden olabilir. Öncelikle kaygının doğal bir duygu olduğunu kabul etmek önemlidir. Hedef, kaygıyı yok etmek değil; onu yönetebilmektir. 2. Gerçekçi Düşünceler Geliştirin Yoğun kaygının temelinde çoğu zaman felaketleştirme eğilimi bulunur. "Bu sınavı kazanamazsam hayatım biter." gibi düşünceler yerine daha gerçekçi değerlendirmeler yapmak kaygıyı azaltabilir. Örneğin: "Bu sınav önemli ama tek belirleyici değil. Elimden gelenin en iyisini yapmaya odaklanabilirim." Bu tür düşünceler zihinsel baskıyı hafifletmeye yardımcı olur. 3. Düzenli Bir Çalışma Programı Oluşturun Son ana bırakılan yoğun çalışma, kaygıyı artırabilir. Günlük ve haftalık çalışma planı oluşturmak hem öğrenmeyi kolaylaştırır hem de kontrol duygusunu güçlendirir. Planlı çalışmak, belirsizlik hissini azaltarak kaygının yönetilmesine katkı sağlar. 4. Uyku ve Beslenmeyi İhmal Etmeyin Yeterli uyku, dikkat, hafıza ve öğrenme süreçleri için kritik öneme sahiptir. Gece boyunca çalışmak yerine düzenli uyku alışkanlığı oluşturmak, sınav performansını olumlu etkiler. Aynı şekilde dengeli beslenme ve yeterli su tüketimi de zihinsel performansı destekleyen önemli faktörlerdir. 5. Nefes ve Gevşeme Egzersizlerinden Yararlanın Derin nefes alma, kas gevşetme egzersizleri ve mindfulness uygulamaları yoğun kaygının fiziksel belirtilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Özellikle sınav öncesinde birkaç dakikalık kontrollü nefes egzersizi yapmak kalp atış hızını düzenleyebilir ve zihnin sakinleşmesini destekleyebilir. 6. Kendinizi Başkalarıyla Kıyaslamayın Her öğrencinin öğrenme hızı, çalışma yöntemi ve gelişim süreci farklıdır. Sürekli arkadaşlarınızın ne kadar çalıştığını takip etmek veya deneme sonuçlarını karşılaştırmak motivasyonu artırmak yerine kaygıyı besleyebilir. En sağlıklı yaklaşım, kendi gelişiminize odaklanmaktır. Ailelere Önemli Bir Hatırlatma Sınav döneminde ebeveynlerin tutumu, öğrencinin kaygı düzeyini doğrudan etkileyebilir. Sürekli başarı baskısı oluşturmak, kıyaslama yapmak veya yalnızca sonuç odaklı konuşmalar gerçekleştirmek kaygıyı artırabilir. Bunun yerine çocuğun çabasını takdir etmek, duygularını dinlemek ve koşulsuz destek sunmak psikolojik dayanıklılığı güçlendirir. Çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey, yalnızca başarılı olduklarında değil, her koşulda sevildiklerini ve desteklendiklerini hissetmeleridir. Ne Zaman Bir Psikiyatristten Destek Alınmalı? Sınav kaygısı; Ders çalışmayı engelliyorsa, Yoğun panik belirtilerine neden oluyorsa, Uyku ve iştah düzenini bozuyorsa, Günlük yaşamı olumsuz etkiliyorsa, Uzun süredir devam ediyorsa, bir çocuk ve ergen psikiyatristi ya da psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirilmesi faydalı olacaktır. Bazı durumlarda psikoeğitim ve psikoterapi yeterli olurken, bazı öğrenciler için daha kapsamlı bir tedavi planı gerekebilir. Tedavi süreci her bireyin ihtiyaçlarına göre kişiselleştirilir. Sonuç Sınav kaygısı, doğru yaklaşımla yönetilebilen bir durumdur. Kaygıyı tamamen yok etmeye çalışmak yerine onu tanımak, doğru baş etme yöntemlerini öğrenmek ve gerektiğinde profesyonel destek almak öğrencilerin hem akademik başarılarını hem de ruhsal iyilik hallerini korumalarına yardımcı olur. Unutmayın; bir sınav, bir öğrencinin değerini ya da geleceğini tek başına belirlemez. Asıl önemli olan, bu süreci sağlıklı, dengeli ve psikolojik açıdan güçlü bir şekilde yönetebilmektir.
Çocuğuma Psikiyatrik İlaç Başlanmalı mı? Ebeveynlerin En Sık İnandığı Mitler ve Gerçekler
Çocuğunuz için bir psikiyatri randevusu aldınız. Görüşme sonunda psikiyatrist ilaç tedavisini önerdiğinde aklınızdan onlarca soru geçmeye başlayabilir: "Bu kadar küçük yaşta ilaç kullanması doğru mu?" "İlaç bağımlılık yapar mı?" "Karakteri değişir mi?" "Bir kez başlarsa ömür boyu kullanmak zorunda mı kalacak?" Bu soruların tamamı oldukça anlaşılabilir. Çünkü ebeveynler çocukları için en doğru kararı vermek ister. Ancak ne yazık ki toplumda çocuk ve ergen psikiyatrisi alanında kullanılan ilaçlarla ilgili kulaktan dolma bilgiler, bilimsel gerçeklerin önüne geçebilmektedir. Bu yazıda en sık karşılaşılan yanlış inanışları ve bilimsel doğruları birlikte inceleyelim. Mit 1: "Psikiyatrik ilaçlar çocuğumu bağımlı yapar." Gerçek: Çocuk ve ergen psikiyatrisinde kullanılan ilaçların büyük çoğunluğu bağımlılık yapan ilaçlar değildir. Psikiyatristler ilaç seçiminde çocuğun yaşını, gelişim düzeyini, tanısını, eşlik eden sağlık durumlarını ve bilimsel tedavi kılavuzlarını dikkate alır. Tedavi süresince düzenli kontroller yapılarak ilacın etkisi ve olası yan etkileri yakından takip edilir. Bağımlılık ile tedavi amacıyla kullanılan düzenli ilaç kullanımını birbirinden ayırmak gerekir. Bir ilacın doktor kontrolünde belirli bir süre kullanılması, bağımlı olunduğu anlamına gelmez. Mit 2: "İlaç çocuğumun kişiliğini değiştirir." Gerçek: Psikiyatrik ilaçların amacı kişiliği değiştirmek değildir. Asıl hedef; çocuğun dikkatini toparlayabilmesi, yoğun kaygısının azalması, depresif belirtilerinin hafiflemesi, dürtülerini daha iyi kontrol edebilmesi ve günlük yaşam işlevselliğinin artmasıdır. Birçok ebeveyn tedavi sonrasında şu ifadeleri kullanır: "Eski neşesine geri döndü." "Artık kendini daha rahat ifade ediyor." "Okulda daha başarılı olmaya başladı." Yani ilaç çocuğu "başka biri" yapmaz; yaşadığı psikiyatrik belirtilerin azalmasına yardımcı olur. Mit 3: "İlaç kullanırsa ömür boyu bırakamaz." Gerçek: Psikiyatrik tedavi her çocuk için aynı süreyi kapsamaz. Bazı çocuklarda tedavi birkaç ay sürerken, bazı durumlarda daha uzun takip gerekebilir. Tedavinin süresi tanıya, belirtilerin şiddetine ve çocuğun iyileşme sürecine göre belirlenir. İlaç bırakma kararı yalnızca psikiyatrist tarafından, uygun zamanda ve kontrollü şekilde verilir. Mit 4: "Sorunları konuşarak çözmek varken neden ilaç kullanalım?" Gerçek: Psikoterapi birçok ruhsal sorunda oldukça etkili bir yöntemdir. Ancak her durumda tek başına yeterli olmayabilir. Örneğin; Şiddetli depresyon Yoğun kaygı bozuklukları Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Bipolar bozukluk Psikotik bozukluklar gibi bazı durumlarda ilaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte uygulanması, tek başına uygulanan yöntemlere göre daha etkili sonuçlar sağlayabilir. Tedavi planı her çocuk için bireysel olarak oluşturulur. Mit 5: "İlaç kullanmak ebeveyn olarak başarısız olduğum anlamına gelir." Gerçek: Bir çocuğun psikiyatrik desteğe ihtiyaç duyması ebeveynlerin yetersiz olduğu anlamına gelmez. Ruhsal hastalıkların oluşumunda; genetik yatkınlık, biyolojik etkenler, çevresel faktörler, gelişimsel süreçler, yaşam olayları birlikte rol oynayabilir. Nasıl diyabet veya astım için tıbbi tedavi gerekiyorsa, bazı ruhsal hastalıklarda da ilaç tedavisi iyileşmenin önemli bir parçası olabilir. Destek almak, güçlü bir ebeveynlik göstergesidir. Mit 6: "İlaç sadece belirtileri baskılar." Gerçek: Psikiyatrik ilaçlar beynin işleyişinde rol alan biyolojik mekanizmaları düzenlemeye yardımcı olur. Belirtilerin azalması sayesinde çocuk; öğrenmeye, sosyal ilişkilere, terapi çalışmalarına, okul yaşantısına çok daha aktif katılım sağlayabilir. Bu nedenle ilaç çoğu zaman tedavinin tek amacı değil, iyileşmeyi destekleyen önemli araçlardan biridir. Mit 7: "Yan etki yaşarsa mutlaka ilacı bırakmalıyız." Gerçek: Her ilaçta olduğu gibi psikiyatrik ilaçlarda da yan etki görülebilir. Ancak her çocukta yan etki gelişmez ve görülen yan etkilerin çoğu hafif ya da geçicidir. Önemli olan ilacı kendi başınıza kesmek yerine durumu psikiyatristinizle paylaşmanızdır. Gerekirse doz düzenlenebilir, takip planı değiştirilebilir veya farklı bir tedavi seçeneği değerlendirilebilir. Tedavide En Büyük Güç: İş Birliği Çocuk ve ergen ruh sağlığı tedavisi yalnızca ilaçtan ibaret değildir. Başarılı bir tedavi sürecinde; psikiyatrist, psikolog, aile, öğretmen, gerektiğinde diğer sağlık profesyonelleri aynı hedef doğrultusunda birlikte çalışır. Ebeveynlerin sürece aktif katılımı, düzenli kontroller ve açık iletişim tedavinin başarısını önemli ölçüde artırır. Sonuç: Psikiyatrik ilaçlar hakkında toplumda dolaşan pek çok bilgi bilimsel gerçeklerle örtüşmemektedir. Her çocuk benzersizdir ve tedavi planı da bu doğrultuda bireysel olarak oluşturulur. İlaç tedavisi bir "son çare" ya da "kolay çözüm" değildir. Gerektiğinde, doğru tanı ve uzman takibiyle uygulandığında çocuğun yaşam kalitesini artırabilen, gelişimini destekleyebilen ve psikoterapi sürecinden daha fazla fayda görmesini sağlayabilen önemli bir tedavi seçeneğidir. Eğer çocuğunuz için önerilen tedavi konusunda kaygılarınız varsa, kararınızı kulaktan dolma bilgiler yerine çocuk ve ergen psikiyatristinizden alacağınız bilimsel bilgiler doğrultusunda vermeniz en sağlıklı yaklaşım olacaktır. Unutmayın; doğru zamanda atılan doğru adımlar, çocuğunuzun bugünkü iyilik halini olduğu kadar gelecekteki ruh sağlığını da olumlu yönde etkileyebilir.
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Alanında En Sık Rastlanan Problemler
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı polikliniğine en sık başvuru nedenleri kabaca aşağıdaki kümelerde toplanıyor. Türkiye’deki poliklinik serileriyle günlük pratik de büyük ölçüde buna uyuyor. En sık başvuru şikayetleri / yakınmalar 1) Dikkat eksikliği – hiperaktivite – dürtüsellik * Derste dikkatini verememe * Yerinde duramama * Çok konuşma / söz kesme * Ödev yapmama, organize olamama * “Yaramazlık”, kurallara uymama, çabuk sıkılma Bu grup genelde en üst sıralarda yer alıyor; Türkiye’den poliklinik çalışmalarında da en sık başvuru nedenleri arasında dikkat eksikliği ve hiperaktivite öne çıkıyor. ⸻ 2) Davranış sorunları / öfke / irritabilite * Söz dinlememe * Öfke patlamaları * İnatlaşma * Kardeşle/ebeveynle çatışma * Agresyon, vurma-kırma * Okulda uyum ve disiplin sorunları Özellikle okul çağı erkek çocuklarında çok sık başvuru nedeni. “İrritabilite”, “yaramazlık”, “sinirlilik” gibi ifadelerle geliyor. ⸻ 3) Kaygı / korkular * Ayrılık kaygısı * Okul reddi / okula gitmek istememe * Sınav kaygısı * Sosyal kaygı * Genel endişelilik, aşırı korkular * Takıntılı düşüncelerle karışabilen yoğun kaygı yakınmaları Özellikle ergen kızlarda ve işlevsellik bozulduğunda çok sık geliyor. Polikliniklerde “fear-anxiety” grubu önemli bir başvuru nedeni olarak bildiriliyor. ⸻ 4) Depresif belirtiler / çökkünlük * Mutsuzluk * İçe kapanma * Ağlama * İsteksizlik * Eskiden sevdiği şeylerden keyif almama * Umutsuzluk * Ergenlerde “bıkkınlık”, boşluk hissi Ergenlikte daha görünür hale geliyor; özellikle kız ergenlerde başvuru nedenlerinden biri. ⸻ 5) Okul başarısında düşme / öğrenme güçlüğü şüphesi * Ders başarısında belirgin düşüş * Okuma-yazma-matematikte zorlanma * Öğretmenin “dikkat eksikliği / öğrenme sorunu olabilir” yönlendirmesi * Sınavlarda performans düşüklüğü Burada çoğu zaman tablo DEHB + özgül öğrenme bozukluğu + kaygı ekseninde dönüyor. ⸻ 6) Otizm belirtileri / sosyal iletişim sorunları * Göz teması azlığı * İsme bakmama * Konuşma gecikmesi * Yaşıt ilişkilerinde zorluk * Tekrarlayıcı davranışlar * Ortak dikkat / sosyal karşılıklılık sorunları Özellikle okul öncesi dönemde en önemli başvuru alanlarından biri. Türkiye verilerinde konuşma-dil sorunları ve otizm belirtileri erkeklerde daha sık başvuru nedeni olarak öne çıkıyor. ⸻ 7) Konuşma gecikmesi / dil-konuşma problemleri * Geç konuşma * Artikülasyon bozukluğu * Kekemelik * Dil gelişiminde gerilik şüphesi Bu grup bazen doğrudan dil-konuşma alanı gibi görünse de çocuk psikiyatrisi başvurularında oldukça sık karşımıza çıkıyor. ⸻ 8) Uyku sorunları * Uykuya dalamama * Gece sık uyanma * Yalnız uyuyamama * Kâbuslar * Geç yatma / gündüz uykululuk * Ekranla ilişkili uyku düzensizliği Uyku yakınmaları bazen “tek başına şikayet” gibi geliyor ama pratikte çok sık DEHB, anksiyete, depresyon, OSB ile iç içe oluyor. Çocuk-ergen psikiyatrisinde uyku sorunlarının çok yaygın olduğu vurgulanıyor. ⸻ 9) Tikler, takıntılar ve kompulsiyonlar * Göz kırpma, boğaz temizleme, omuz silkme * Kirlenme, kontrol etme, tekrar tekrar sorma * Simetri / düzen takıntıları * Zihne gelen rahatsız edici düşünceler Sayısal olarak DEHB kadar sık olmasa da poliklinikte düzenli görülen bir başvuru alanı. ⸻ 10) Ergenlikte kendine zarar verme / intihar düşüncesi / kriz başvuruları * Kendini kesme * “Yaşamak istemiyorum” söylemleri * İlaç içme girişimi * Yoğun dürtüsel krizler * Aile içi çatışma sonrası akut başvuru Özellikle ergen kızlarda daha belirgin bir başvuru sebebi olabiliyor; konsultasyon ve acil başvurularda oranı daha da artıyor. ⸻ 11) Somatik yakınmalarla gelen psikiyatrik başvurular * Karın ağrısı * Bulantı * Bayılma hissi * Baş ağrısı * Nedeni açıklanamayan bedensel yakınmalar Özellikle kaygı/depresyon ekseninde ve ergen kızlarda sık görülebiliyor. ⸻ 12) Yeme sorunları / beden algısı / kilo ile ilgili kaygılar * İştahsızlık * Aşırı yeme * Kusma davranışı * Kilo alma korkusu * Bedeni beğenmeme Toplam başvurular içinde ilk sıralarda olmayabilir ama ergen popülasyonda önemli bir başlık. ⸻ Pratikte “en sık ilk 10”i nasıl sıralarım? Senin alan pratiğine en yakın, klinik dilde bir sıralama yapsam şöyle derim: 1. Dikkat eksikliği / odaklanma sorunu 2. Hiperaktivite – dürtüsellik / yerinde duramama 3. Davranış sorunları, öfke, sinirlilik 4. Kaygı / korkular / okul reddi 5. Okul başarısında düşme / öğrenme güçlüğü şüphesi 6. Konuşma gecikmesi – sosyal iletişim sorunları / otizm şüphesi 7. Depresif belirtiler, mutsuzluk, içe kapanma 8. Uyku sorunları 9. Tik / takıntı yakınmaları 10. Kendine zarar verme – intihar düşüncesi / ergen kriz başvuruları Yaşa göre kaba ayrım Okul öncesi (0–6 yaş) * Konuşma gecikmesi * Otizm belirtileri * davranış sorunları / öfke nöbetleri * uyku sorunları * tuvalet sorunları / ayrılık güçlüğü Okul çağı (7–11 yaş) * DEHB belirtileri * öğrenme güçlüğü / akademik başarısızlık * davranış sorunları * kaygı / okul reddi * tikler Ergenlik (12–18 yaş) * kaygı bozuklukları * depresif belirtiler * dikkat sorunları ve akademik performans düşüşü * kendine zarar verme / intihar düşünceleri * yeme sorunları, sosyal kaygı, akran ilişkisi sorunları Çocuk ve ergenlerin yaşadığı problemler çerçevesinde uzman görüşü almak ve sağlıklı yol haritasını oluşturabilmek için randevu alabilirsiniz.
Ruh Sağlığı Hekimliğine Bakış: Eleştirmeden Önce İki Kere Düşünmek
Tıbbın bazı branşları toplumda büyük bir saygı görürken, bazıları hâlâ gereksiz tartışmaların odağı olabiliyor. Çocuk Psikiyatrisi ve Psikiyatri de ne yazık ki bu yanlış algılardan nasibini alıyor. Bazıları bu alanları hekimlikten saymazken, bazıları da onkoloji gibi ağır ve kıymetli branşlardan bile daha önemli olduğunu savunuyor. Ancak gerçek şu ki, psikiyatri ve çocuk psikiyatrisi; sadece tıp fakültesinden mezun olmuş, uzun yıllar uzmanlık eğitimi almış hekimler tarafından icra edilebilen bilimsel disiplinlerdir.
Kariyer: Pediatrik Psikiyatri
Bebek, Çocuk, Ergen, Genç Psikiyatristi ve hatta bazı uzmanların çift uzmanlık almış olmalarıyla Çocuk, Ergen ve Erişkin Psikiyatristi gibi unvanlar kullanılmaktadır. Çocukluk döneminde takip edilmiş bir hastayı/danışanı erişkinlik döneminde de (eğer ki doktorundan vazgeçmek istemiyorsa) takip etmek mümkündür. Bu sebepten dolayı da Genç Psikiyatri unvanı da kullanılmaktadır. Ayrıca bağlı olduğumuz derneğimizin adı da Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatri Derneği’dir.
Çocuklarda Tırnak Kestirme Korkusu - Onychophobia
Onychophobia, yani tırnak kestirme korkusu, özellikle küçük çocuklarda yaygın olarak görülen bir fobidir. Bu fobiye sahip çocuklar, tırnaklarının kesilmesinden aşırı derecede korkarlar.
Çocuklarda Saç Kestirme Korkusu - Tonsurfobi
Tonsurfobi, yani saç kestirme fobisi, özellikle çocuklarda sıkça görülen bir fobidir. Bu fobiye sahip çocuklar, berbere gitmekten ve saçlarının kesilmesinden aşırı derecede korkarlar.
Çocuklar ve Gençler İçin Dijital Bağımlılık: Belirtiler ve Çözümler
Dijital bağımlılık, çocuklar ve gençler arasında giderek yaygınlaşıyor. Bu blog yazısında, çocukların dijital cihazları sağlıklı bir şekilde kullanmaları için önerilere ve dijital bağımlılığın olumsuz etkilerini en aza indirmek için stratejilere yer verilmiştir. Çocuğunuzun teknoloji kullanımı konusunda endişeleriniz varsa, bu yazı size rehberlik edecek.
Ergenlerde Kimlik ve Kendini Keşfetme Süreci
Ergenlerde Kimlik ve Kendini Keşfetme Süreci: Bir Yolculuk Ergenlik dönemi, bireyin kimlik ve kendini tanıma sürecinin en yoğun yaşandığı zaman dilimlerinden biridir. Ergenlik, fizyolojik değişimlerin yanı sıra bireyin duygusal, sosyal ve zihinsel olarak da büyük bir dönüşüm geçirdiği bir süreçtir. Kimlik ve kendini keşfetme, bu dönemin temel dinamiklerinden biridir ve gençler için oldukça karmaşık bir süreç olabilir. Ergenlik dönemindeki kimlik ve kendini keşfetme süreci, birçok farklı faktörden etkilenir. Aile, arkadaş çevresi, okul ortamı, kültürel etkiler ve medya gibi çeşitli etmenler, gençlerin kimliklerini şekillendirme ve kendilerini tanıma sürecinde rol oynar. Aile, gençlerin ilk kimlik modelleridir ve aile içindeki ilişkiler, gençlerin kendilerini nasıl gördükleri ve nasıl bir kimlik geliştirdikleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Arkadaş çevresi de ergenlik döneminde kimlik oluşumunda kritik bir rol oynar. Arkadaşlar aracılığıyla gençler, kendilerini ifade etme ve benliklerini tanıma fırsatı bulurlar. Arkadaş grupları, gençlerin değerleri, ilgi alanları ve kimlikleri üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilir. Okul ortamı da ergenlerin kimlik ve kendini keşfetme sürecinde önemli bir rol oynar. Okuldaki akademik başarılar, sosyal ilişkiler ve öğrencilerin kendilerini ifade etme fırsatları, gençlerin kimliklerini şekillendirmede önemli bir rol oynar. Ayrıca, okulda yaşanan deneyimler, gençlerin gelecekteki hedefleri ve kimlikleri üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilir. Kültürel etkiler de ergenlik döneminde kimlik oluşumunu etkiler. Kültürel değerler, inançlar ve normlar, gençlerin kimliklerini şekillendirmede belirleyici bir rol oynar. Ayrıca, medya da gençlerin kimliklerini şekillendirmede önemli bir etkiye sahiptir. Medya aracılığıyla gençler, çeşitli kimlik modelleri ve yaşam tarzları hakkında bilgi edinir ve bu da kimliklerini oluşturmada etkili olabilir. Sonuç olarak, ergenlik dönemi gençlerin kimlik ve kendini keşfetme sürecinin yoğun yaşandığı bir dönemdir. Bu süreç, birçok farklı faktörden etkilenir ve gençlerin aileleri, arkadaşları, okulları, kültürleri ve medya aracılığıyla kimliklerini şekillendirmelerinde önemli bir rol oynar. Ergenlik dönemindeki bu kimlik arayışı, gençlerin olgunlaşma ve yetişkinlik yolculuğunun önemli bir parçasıdır.
Çocuklarda ve Ergenlerde Anksiyete Bozukluğu ile Başa Çıkmak
Çocuk ve genç psikiyatristi Dr. Öğr. Üyesi Çağlar Jaicks, çocuk ve ergenlerde anksiyetenin nasıl geliştiğini, hangi belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini ve bu sorunla başa çıkmanın etkili yollarını ele alıyor. Anksiyeteyle başa çıkma stratejileri hakkında bilgi edinmek ve çocuğunuza yardımcı olmak için bu yazıyı okuyun.
Dr. Öğr. Üyesi Çağlar Jaicks | Çocuk ve Genç Psikiyatristi, Adana
Dr. Öğr. Üyesi Çağlar Jaicks | Çocuk ve Genç Psikiyatristi, Adana
Whatsapp ile bilgi alın
Merhaba, tedavi ve uygulamalarımız ile ilgili sorularınızı cevaplamaktan mutluluk duyacağız.
Bu sitede çerezler (cookies) kullanılmaktadır. Çerezleri size mümkün olan en iyi deneyimi sunmak için kullanmaktayız. İnternet sitemizi ziyaretinize devam etmeniz halinde bu sitede kullanılan çerezleri kabul etmiş sayılacaksınız. Daha fazla bilgi